TAKI YAPMAYI SEVİYORUM

10/3/2006

MUTLULUK ÜZERİNE.........

Hintli bilge Sathya Sai Baba'ya göre, gerçekten mutlu olmak için gereken,

  • Tek bir Tanrının varlığına inanmak ve onun herşeyi bildiğini kabul etmek
  • Tek bir sosyal sınıfın varlığına inanmak ve onun insanlık olduğunu kabul  etmek
  • Tek bir dilin varlığına inanmak ve onun kalbin dili olduğunu kabul etmek
  • Tek bir dinin varlığına inanmak ve onun sevgi olduğunu kabul etmektir.

 Bir alıntı da Işıl Özgentürk'den, "…İçlerinde sarı saçlılar, siyah saçlılar, kahverengi saçlılar var. İçlerinde çekik gözlüler, mavi gözlüler, yeşil gözlüler var. Kiminin derisi sarı, kiminin derisi siyah, kiminin karbeyaz. Ama hepsinin yürekleri aynı renk. Ve bu rengin söylediği tek bir türkü var: Barış!…"

Oysa insan ne yapıyor? Kendi hemcinslerini önce renklerine, inançlarına göre ayırıyor, sonra yaşadığı topraklara, cinsiyetlerine, ekonomik düzeylerine göre ayırıyor. Bundan sonra da kendine benzemeyenleri düşman ilan ediyor. Düşmanlıklar ve kin, ülkeler düzeyinde olduğu gibi kişiler düzeyinde de yok mu? Kendileriyle aynı eğitim düzeyinde ya da aynı ekonomik düzeyde olmadığı için çevrelerindeki kişileri küçümseyen, değersiz bulanlar, örneğin.

Yine Sathya Sai Baba'yı dinleyelim: "Mutluluğun sırrı sevdiğimiz bir şeyi yapmak değil, yaptığımız şeyi sevmektir" diyor bu bilge kişi.  Bir şeyi yapmayı çok istediğiniz zaman nedenini hiç sordunuz mu kendi kendinize? Bu isteğin arkasında başkalarının beğeni dolu bakışını görmek, başkalarından üstün olmak, aferin almak, ya da herkes gibi yapmak, herkes gibi olmak  mı var  acaba?

İnsanların mutsuzluklarının başlıca iki nedeni olduğunu söylüyor düşünürler: cehalet ve bağımlılık.

Dünyanın en büyük üniversitesinden en yüksek derecelerle mezun olmuş bir kişi, şayet tüm bilimini kendisine söylenenlere ve okuduğu kitaplardan edindiği kalıp bilgilere dayandırıyorsa, hiçbir kuralın temelini araştırmadıysa, yanlış önyargılarla yüklüyse, bilinci bulanmış gerçek bir cahildir. Öncelikle özgürlükten ve sorumluluk duygusundan yoksundur.

Özgürlük, kişi kalıplarından, bağımlılıklarından kurtulduğunda başlıyor. Yakınlarına duyduğu sevginin bağımlılığa dönüşmesi, kişiyi hükmeden ya da boyun eğen bir insan yapıyor. Öteki olmadan tek başına var olamayan bağımlı bir varlığa dönüştürüyor. Tutsağı olduğu hastalıklar, kahve, şeker, uyuşturucu, alkol, sigara, ilaç, seks … gibi türlü bağımlılıklar, hepsi kişinin özgürlüğünü kısıtlıyor. Herkesin beğendiği, imrendiği gibi olmak, başkaları gibi olmak kişinin özgürlüğünü yok ediyor. Kitleleri izlemekten kurtulduğunda "özgür bir balığa" dönüşüyor kişi. Bir büyük filozofun dediği gibi, "sadece ölü balıklar akıntıya kapılıp gider".

Sorumluluk ise  içimizdeki yargılama eğilimini kontrol altına almakla başlıyor. Kendimizde görmek istemediğimizi başkasında eleştiriyoruz. Yaşamımızın, mutluluğumuzun, sağlığımızın sorumluluğunu almayı bilmiyor, mutsuzluklarımızın ve hatta hastalıklarımızın sorumluluğunu başkalarına yükleyerek kurtulmaya çalışıyoruz.

"İnsanlar kendileri dışında herkesten ve her şeyden çok şey beklerler ama ne yazık ki, kendilerinden bir şey beklemezler. Oysa doğru beklenti kişinin her şeyi kendisinden, kendi gücünden, kendi çalışmasından beklemesidir." diyor, Dr. Erdal Atabek, "Bu hayatı biz yaşıyoruz ve biz istediğimiz gibi yönlendirebiliriz. Sevgiyi, olumlu düşünmeyi, basit gerçeklerde güzellikler bulmayı öğrenelim, kendi yaşamımızdan sorumlu olmayı bilelim, evrene olumlu titreşimler yayalım önce. Sonra zaten yaşam bize armağanlarını sunacaktır.

Yaşantınızda armağanların gecikmemesi dileklerimle..

Sevgiler :)

10/3/2006

DOSTLUK ÜZERİNE

Dost vurulunca değil unutulunca kahrından ölürmüş.Biz dostlarımızı kır çiçekleri gibi avucumuzda değil kurşun yarası gibi yüreğimizde saklarız.

 

Dost deniz kenarındaki taşlara benzer.Önce tek tek toplarsın sonra birer birer denize atarsın ancak bazılarına kıyamazsın.İşte sen o kıyamadıklarımdansın.

 

Zaman gelir yollarına kar yağar,etrafını hüzün bulutları sararsa, ne zaman bir dosta ihtiyaç duyarsan dost olabildiğim kadar buradayım.

 

Hep zamana yenik düştük esir olduk anlamsız koşuşturmaların,ama bir kez adını yüreğimize kazıdığımız dostlarımızı hiçbir zaman unutmadık.

 

Sen gülerken yanındakiler de güler ama ağlarken yalnız ağlarsın onun için öyle bir ağaca yaslan ki

asla yıkılmasın öyle bir dost edin ki seni asla bırakmasın.

 

Başkalarına kendinden fazla değer verme.Ya onu kaybedersin, ya da kendini mahvedersin.

 

Gülerken herkes eşlik eder, ya ağlarken.Başarılara herkes ortak olur, ya yenilgilere.Öyle bir dost edin ki; kötü gün kapını çalınca kapıya seninle beraber baksın.

 

Yaşam gülmeyi,sevgi hak etmeyi,vefa unutmamayı, sadık kalmayı bilenler içindir.UNUTULMADIN!  

10/3/2006

DEMİŞLER Kİ......

*KENDİNİZİ YÖNETEBİLMEK İÇİN BEYNİNİZİ KULLANIN, BAŞKALARINI YÖNETEBİLMEK İÇİNSE KALBİNİZİ.

*EĞER BİRİSİ SİZE İHANET EDERSE BU ONUN HATASIDIR. AMA İKİCİ KEZ İHANET ETTİYSE BU SİZİN HATANIZ OLUR!

*GENÇ VE GÜZEL İNSANLAR DOĞANIN HEDİYESİDİR. YAŞLI VE GÜZEL İNSANLARSA DOĞANIN SANAT ESERİ.

*BAŞKALARININ HATALARINDAN DERS ALIN, YAŞAYIP ÖĞRENECEK KADAR ZAMANINIZ OLMAYABİLİR.

*NEZAKET,

TAŞIMASI ZOR BİR LUX'TÜR.

TAŞIYABİLENE ASLA ZARAR VERMEZ.

TAŞIYAMAYANLARI İSE SİNİRLENDİREBİLİR.

*BİR İŞİ DOĞRU OLARAK YAPMAKTAN DAHA ÖNEMLİSİ, DOĞRU İŞİ YAPMAKTIR.

*BİR DÜŞMANI AFFETMEK,BİR DOSTU AFFETMEKTEN DAHA KOLAYDIR.

*AKIL BULUNDUĞU BEDENE FAYDA SAĞLAYAMADIYSA DEĞERİ YOKTUR.

HİÇ BEDENSİZ BİR BEYİN ÇALIŞABİLİR Mİ?

*GELECEĞİ EN İYİ TAHMİN ETMENİN YOLU, ONU YARATMAKTIR.

10/3/2006

MURATHAN MUNGAN'DAN

MURATHAN MUNGAN'DAN

 

Önce evlendiğimizde hayatın daha iyi olacağına inandırırız kendimizi.

 

Evlendikten sonra, bir çocuğumuz doğduktan, hatta ardından bir

tane daha

olduktan sonra hayatın daha iyi olacağına inandırırız kendimizi.

 

Sonra çocuklar yeterince büyük olmadıkları için kızar, onlar büyüyünce

daha mutlu olacağımıza inanırız.

 

Bundan sonra ergenlik dönemlerinde çocuklarla uğraşmamız

gerektiği için öfkeleniriz. Kendimize, çocuklarımız bu dönemden çıkınca daha mutlu

olacağımızı, yeni bir araba alınca, güzel bir tatile çıkınca, emekli olunca, yaşantımızın dört dörtlük olacağını söyleriz.

 

Gerçek ise şu andan daha iyi bir zaman olmadığıdır.

 

Eğer şimdi değil ise ne zaman?

 

Hayatınız her zaman mücadelelerle dolu olacaktır.

 

En iyisi bunu kabul edip, her ne olursa olsun mutlu olmaya karar vermektir.

 

 

En sevdiğim sözlerden biri Alfred D. Souza'ya aittir.

 

Der ki; "Uzun zamandan beridir hayatın -gerçek hayatın- başlamak

üzere olduğu izlenimine kapılmıştım. Fakat her zaman yolumun üzerinde bir

engel, öncelikle erişilmesi gereken bir şey, bitmemiş bir iş, hizmet

edilecek zaman, ödenecek bir borç oldu. Sonra hayat başlayacaktı.

Sonunda anladım ki bu engeller benim hayatımdı."

 

Bu görüş açısı, mutluluğa giden bir yol olmadığını gösterdi. >

 

Mutluluk yoldur. Öyleyse sahip olduğunuz her anın kıymetini bilin

ve mutluluğu, Vaktinizi harcayacak kadar özel biriyle paylaştığınız

için ona daha fazla değer verin.

Unutmayın, zaman hiç kimse için beklemez.

 

Öyleyse,Okulu bitirene kadar,100 milyar kazanana kadar,Çocuklarınız olana kadar, Çocuklarınız evden ayrılana kadar, İşe başlayana kadar, Evlenene kadar, Cuma gecesine kadar, Pazar sabahına kadar, Yeni bir araba, yada ev alana kadar, Borçları ödeyene kadar, İlkbahara kadar, Yaza kadar, Sonbahara kadar, Kışa kadar, Maaş gününe kadar, Şarkınız söylenene kadar, Emekli olana kadar, Ölene kadar....

MUTLU OLMAK İÇİN İÇİNDE

BULUNDUĞUNUZ "AN" DAN DAHA İYİ BİR ZAMAN OLDUĞUNA KARAR VERMEK

İÇİN BEKLEMEKTEN VAZGEÇİN.

 

MUTLULUK BİR VARIŞ DEĞİL, BİR YOLCULUKTUR.

 

PEK ÇOKLARI MUTLULUĞU İNSANDAN DAHA YÜKSEKTE ARARLAR, BAZILARI DA DAHA

ALÇAKTA.

OYSA MUTLULUK İNSANIN BOYU HİZASINDADIR

 

Unutmayın "YARIN KİMSEYE VAAD EDİLMEMİŞTİR"

 

10/3/2006

ACELE KARAR VERMEYİM

Köyün birinde bir yaşlı adam varmış. Çok fakirmiş ama Kral bile onu kıskanırmış...Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki, Kral bu at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış.. "Bu at, bir at değil benim için; bir dost, insan dostunu satar mı" dermiş hep. Bir sabah kalkmışlar ki,at yok. Köylü ihtiyarın başına toplanmış: "Seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi.Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın.Şimdi ne paran var, ne de atın" demişler...İhtiyar: "Karar vermek için acele etmeyin" demiş."Sadece at kayıp" deyin, "Çünkü gerçek bu.Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar.Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı? Bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç.Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez." Köylüler ihtiyar bunağa kahkahalarla gülmüşler.Aradan 15 gün geçmeden at, bir gece ansızın dönmüş...Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine.Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş.Bunu gören köylüler toplanıp ithiyardan özür dilemişler."Babalık" demişler, "Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için, şimdi bir at sürün var.." "Karar vermek için gene acele ediyorsunuz" demiş ihtiyar. "Sadece atın geri döndüğünü söyleyin.Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç.Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?" Köylüler bu defa açıkçn ihtiyarla dalga geçmemişler ama içlerinden "Bu herif sahiden gerzek" diye geçirmişler...Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeyeçalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. Köylüler gene gelmişler ihtiyara."Bir kez daha haklı çıktın" demişler. "Bu atlar yüzünden tek oğlun, bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok.Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın" demişler. İhtiyar "Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz" diye cevap vermiş."O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı.Gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba ne kadar doğru. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez." Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkân yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş. Köylüler, gene ihtiyara gelmişler... "Gene haklı olduğun kanıtlandı" demişler. "Oğlunun bacağı kırık ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler, belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer..." "Siz erken karar vermeye devam edin" demiş, ihtiyar. "Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde... Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şnssızlık olduğunu sadece Allah biliyor."

Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatla tamamlamış:

"Acele karar vermeyin.Hayatın küçük bir dilimine bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar; aklın durması halidir.Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur.Buna rağmen akıl,insanı daima karara zorlar. Çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar.Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar.Bir kapı kapanırken, başkası açılır.Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz."

9/3/2006

KREM KOLYE TAKIMI

9/3/2006

KOLYE,BİLEKLİK,KÜPE TAKIM

8/3/2006

CAN YÜCEL'DEN

>Anladım

>>>

>>>Bunca zaman bana anlatmaya çalistigini, Kendimi buldugumda anladim.

>>>

>>>Herkesin mutlu olmak için baska bir yolu varmis Kendi yolumu

>>>çizdigimde

>>>anladim..

>>>

>>>Bir tek yasanarak ögrenilirmis; hayat, okuyarak,dinleyerek degil..

>>>Bildiklerini bana neden anlatmadigini, anladim..

>>>

>>>Yüreginde ask olmadan geçen hergün kayipmis Ask pesinden neden

>>>yalinayak

>>>kostugunu anladim..

>>>

>>>Aci doruga ulastiginda gözyasi; gelmezmis gözlerden, Neden hiç

>>>aglamadigini anladim..

>>>

>>>Aglayani güldürebilmek, aglayanla aglamaktan daha degerliymis,

>>>Gözyasimi

>>>kahkaya çevirdiginde anladim..

>>>

>>>Bir insani herhangi biri kirabilir, ama bir tek en çok sevdigi

>>>acitabilirmis, Çok acittiginda anladim..

>>>

>>>Fakat, hakedermis; sevilen onun için dökülen her damla gözyasini,

>>>Gözyaslariyla birlikte sevinçler terkettiginde anladim..

>>>

>>>Yalan söylememek degil, gerçegi gizlememekmis marifet, Yüregini elime

>>>koydugunda anladim..

>>>

>>>''Sana ihtiyacim var, gel!'' diyebilmekmis güçlü olmak, Sana ''git''

>>>dedigimde anladim..

>>>

>>>Biri sana ''git'' dediginde, ''kalmak istiyorum'' diyebilmekmis

>>>sevmek,

>>>Git dediklerinde gittigimde anladim..

>>>

>>>Sana sevgim simarik bir çocukmus, her düstügünde ziril ziril aglayan,

>>>Büyüyüp bana sýmsýký sarildiginda anladim..

>>>

>>>Özür dilemek degil, ''affet beni'' diye haykirmak istemekmis pisman

>>>olmak, Gerçekten pisman oldugumda anladim..

>>>

>>>Ve gurur, kaybedenlerin, cizlerin maskesiymis Sevgi dolu yüreklerin

>>>gururu olmazmis Yüregimde sevgi buldugumda anladim..

>>>

>>>Ölürcesine isteyen,beklemez,sadece umut edermis bir gün affedilmeyi,

>>>Beni

>>>afetmeni ölürcesine istedigimde anladim..

>>>

>>>Sevgi emekmis Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür birakacak kadar

>>>sevmekmis

>>>

>>>Can Yücel

>>>

8/3/2006

DÜNYA KADINLAR GÜNÜ

KİMİ DER Kİ KADIN

UZUN KIŞ GECELERİNDE YATMAK İÇİNDİR

KİMİ DER Kİ KADIN

YEŞİL HARMAN YERİNDE

DOKUZ ZİLLİ KÖÇEK GİBİ OYNATMAK İÇİNDİR KİMİ DER Kİ AYALIMDIR BOYNUMDA TAŞIDIĞIM VEBALIMDIR KİMİ DER Kİ HAMUR YOĞURAN KİMİ DER Kİ ÇOCUK DOĞURAN NE O, NE BU, NE KÖÇEK, NE AYAL, NE VEBAL O BENİM KOLLARIM, BACAKLARIM, BAŞIMDIR YAVRUM, ANNEM, KARIM, KIZKARDEŞİM HAYAT ARKADAŞIMDIR

 NAZIM HİKMET

 

HEPİMİZİN KADINLAR GÜNÜ KUTLU OLSUN.

SAYGI VE SEVGİYLE KALIN.

7/3/2006

KOLYELERİM












« Önceki :: Sonraki »