CAN DÜNDAR'DAN (MUTLAKA OKUYUN)
Can Dündar ( bu adam için söyleyecek bir şey bulamıyorum artık)
>
>
> >"İşlerim çok. Başka hiçbir şeye bakamıyorum."
>
> >
>
> >Bu lafı bir kişiden daha duyarsam, büyük ihtimalle katil olacağım.
Mailime
>
> >iki satır bile cevap yazmayanlar "çok yoğun"; bir şey anlatmak için söz
>
> >verip haftalarca sesi çıkmayanlar "çok yoğun"; benden başka herkes ama
>
> >herkes çok yoğun.
>
> >
>
> >"Aaa tabii; onun için konuşmak kolay. Evde oturup yazıyor sadece.
>
> >Çalışmaktan haberi yok."
>
> >
>
> >İstesem ben de "çok yoğun" olabilirim. "Bugün şunu yetiştirmem lazım;
yarın
>
> >şuraya gidip yazı konusu bulmam lazım, birkaç ay içinde romanımı bitirme
>
> >planım var, sarkmaması lazım, o lazım, bu lazım..."
>
> >
>
> >Hayatı boşvermek istedikten sonra "yoğun" olmaktan kolay mazeret yok ki.
>
> >Hatta sadece yemek pişirip, alışverişe çıkıp, dizi izleyip yaşayarak da
>
> >"yoğun" olabilirsiniz.
>
> >
>
> >"Sinemaya gidemem ki, bugün temizlik yapacağım."
>
> >
>
> >E yapma.
>
> >
>
> >"Ay seni arayacaktım, hep aklımdasın ama işlerden başımı kaldıramıyorum
>
> >ki..."
>
> >
>
> >Kâinatın en saçma ve zekâ özürlü mazereti. Yani "kafama uçan daire düştü,
>
> >hastanedeydim" deseniz daha inandırıcı olur.
>
> >
>
> >Normalde hiç kimse hayatının 24 saatini çalışarak geçirmez. En azından
>
> >yemek
>
> >yemek, uyumak ve tuvalete gitmek için ara vermeniz gerekir. Ve bu
aralarda
>
> >sevdiğiniz insanlarla en azından telefonda konuşabilirsiniz, değil mi?
Ben
>
> >bir insana vakit ayırmamanın mazereti olarak "çok çalışıyorum"u
kesinlikle
>
> >kabul etmiyorum. Eğer biriyle aylarca görüşmüyor ve "işlerim var, ondan"
>
> >diyorsanız, bunun iki anlamı vardır:
>
> >
>
> >a) Ben aynı anda iki işi yapamam. Doğal olarak çalışırken araya kimseyi
>
> >katamam. Merdiven çıkarken çiklet de çiğneyemem. Hayatım allak bullaktır.
>
> >Zaman nasıl değerlendirilir bilmiyorum.
>
> >
>
> >b) Seninle görüşmek istemiyorum.
>
> >
>
> >c) Ciddi anlamda işlerim yüzünden görüşemediğimizi sanıyorum. Bu mazerete
>
> >gerçekten inanmışım. Kimi kandırıyorum ki?
>
> >
>
> >(Son şıkkı kabul edecek babayiğit pek bulunmaz.) Ve hiç kimse beni
birinci
>
> >şıkka inandıramaz. Çünkü biriyle görüşmek isterseniz, mutlaka vakit
>
> >ayırırsınız.
>
> >
>
> >Bu aralar üst üste birkaç kişiyle bu "çok çalışıyorum da; başka bir şeye
>
> >bakamıyorum" muhabbetini yaşadım; konuya o yüzden taktım. Bir insandan
>
> >örnek
>
> >vereceğim. Şu an için kendimi örnek veremem çünkü "evde çalışan yazar"
>
> >olduğum için kimsenin beni iş konusunda ciddiye aldığı yok. Neyse canım,
>
> >bana ne? Ben yazıyor muyum? Yazıyorum. Paramı alıyor muyum?
>
> >Alıyorum. Gerisi beni hiç ilgilendirmiyor. Ama şunu da belirtmem gerek.
>
> >Öğrencilik hayatım boyunca hiçbir zaman derslerin, sınavların,
>
> >çalışmaların,
>
> >zevklerimin önüne geçmesine izin vermedim. Benim için okul her zaman
ikinci
>
> >plandaydı. Eğer çok sevdiğim bir film oynuyorsa, yarınki sınava çalışmayı
>
> >birkaç saat sonrasına erteledim ve filmi izledim; canım ertesi günü ödev
>
> >yetiştirmeye oturmadan önce gezmek istediyse çıkıp gezdim; ders çalışmayı
>
> >planladığım gece bir arkadaşım "haydi sinemaya gidelim"
>
> >dediyse herşeyi olduğu gibi bırakıp sinemaya gittim. Çünkü benim için
>
> >"sevdiğim insanlar" ve "kendime vakit ayırdığım hayatım" herşeyden
>
> >önemliydi. Hayatımda hiç kimseyi "çalışmam gerek" diye geri çevirmedim.
Bir
>
> >arkadaşa "hayır, eve gideceğim" dediysem, bu o anda eve gitmek istememden
>
> >başka bir sebebe asla dayanmadı. En önemli işin başında da olsam, bir
>
> >dostum
>
> >"seninle konuşmaya ihtiyacım var" dediğinde ben tüm işleri bırakırım.
Çünkü
>
> >hiçbir şey, çevrenizdeki sevgi ve sahip olduğunuz yüreklerden daha önemli
>
> >olamaz. Hayat kısacık, acayip bir şey. Hırslarla, kıskançlıklarla ve eşek
>
> >gibi çalışmakla bitirilemeyecek kadar da değerli.
>
> >Elbette boş boş oturun demiyorum. Çünkü hayat aynı şekilde, boş boş
>
> >oturulmayacak kadar da değerli. Ama iş dediğiniz şey, sevdiklerinizle,
>
> >kendinizle, hobilerinizle geçireceğiniz zamanın tamamını çalıyorsa,
inanın
>
> >bunda büyük bir terslik vardır. Kendini çalışmaya ciddi bir biçimde
adayan
>
> >ve sevdiklerine zaman ayıramayacak kadar işlerine gömülmeyi kendi özgür
>
> >iradesiyle seçen kişiler de var tabii. Ben böylelerinin asla evlenmemesi
>
> >gerektiğini düşünüyorum. Ve bu, kesinlikle tahammül edebileceğim bir
>
> >kişilik
>
> >tarzı değil.
>
> >
>
> >Neyse, geçeyim örnek kişime: Ben ortaokul hayatım boyunca Soma'da
yaşadım.
>
> >(Oradaki hayatım da alemdi aslında. Bir ara onu da yazayım..)
Anlatacağım
>
> >kişi, bir arkadaşımın babası. (Ailecek de görüşüyorduk; aynı
>
> >apartmandaydık.) Adam her sabah en geç altıda işe gitmek zorundaydı.
>
> >(Mühendisti galiba. Maden ocaklarına çıkıp oradaki işleri yürütüyordu.)
>
> >Yani
>
> >haftanın beş günü, ciddi anlamda "sabahın körü" diyebileceğiniz bir
saatte
>
> >işinin başında olmalıydı. Bu durumda erkenden yattığını ve hafta içi
başka
>
> >hiçbir şeye vakit ayıramadığını düşünürsünüz, değil mi? En azından benim
>
> >hayatımdaki "yoğun insanlar" için bu çalışma tarzı "işe git, eve gel,
yemek
>
> >ye, uyu, işe git, eve gel, yemek ye, uyu" düzenini gerektiriyor. Ve hafta
>
> >sonları da "hafta içinin yorgunluğunu bir türlü atamıyorum" diye evde
>
> >yatarak geçirilirdi. Aşırı yoğun çalışma temposu yüzünden bunlara laf da
>
> >söylenmezdi. Çünkü "çok çalışıyorum, görmüyor musun?" demeleriyle, her
>
> >türlü
>
> >tartışma anında biterdi. Peki arkadaşımın babası böyle mi yaşıyordu?
>
> >Büyük harflerle cevap veriyorum: HAYIR, ASLA... Akşam eve döndüğünde
sosyal
>
> >hayatı başlardı. Yemek bazen evde, bazen bizim de dahil olduğumuz dost
>
> >topluluğuyla beraber dışarıda yenirdi. Sonra mutlaka birinin evinde
>
> >toplanılır; eğlence gırla giderdi. Bu adam işinin dışındaki tüm vaktini
>
> >sevdikleriyle geçirir ve karısına asla yalnızlık hissettirmezdi. Hemen
>
> >hemen
>
> >her hafta sonu mutlaka ya Dikili'ye ya da Aliağa'ya yemeğe giderdik.
>
> >Asıl çarpıcı örneğimi daha vermedim. Haftanın her günü sabah altıda işte
>
> >olan ve akşam hava kararınca eve gelen bu adam, (bazen cumartesileri de
>
> >çalışıyordu galiba) evlilik yıldönümünde karısını Soma'ya iki saat
>
> >uzaklıkta
>
> >olan İzmir'e götürdü. Hayır, hafta sonu değil. BÜTÜN GÜN çalıştığı bir
>
> >günün
>
> >akşamında eğlenmek için gittiler ve gece yarısını geçe döndüler. Ertesi
gün
>
> >de bu adam tekrar sabahın köründe işine gitti!!!
>
> >
>
> >Hiç kimse bana hiçbir şey için "çok meşgulüm, çok yoğunum, vaktim yok da
>
> >ondan" gibi bir mazeret sunmasın. Ben inanmıyorum. Eğer biri beni
>
> >aramıyorsa, aramak istemediği içindir. Eğer benimle görüşmüyorsa,
görüşmek
>
> >istemediği içindir. Ben başka HİÇBİR mazereti kabul etmiyorum. Son
>
> >örneğimin
>
> >ardından bu yazıyı bitirebilirdim. Çünkü gerçekten başka hiçbir lafa
gerek
>
> >yok. Vakit ayırmak istersen, istediğin herşeye ve herkese vakit
>
> >ayırabilirsin. Ama müsaadenizle ben bu konuyla ilgili söylenmiş ve
>
> >gerçekten
>
> >çok hoşuma giden sözlerden de bir demet sunmak istiyorum. Bunları
herkesin
>
> >çerçeveleterek duvarına asması gerek. "İşim var, vaktim yok" diye
>
> >saçmalamaya ve daha da korkuncu bu saçmalığa kendimiz de inanmaya
başlarsak
>
> >acilen okuyup kendimize geliriz:
>
> >
>
> >-İşinizin çok önemli olduğunu düşünüyorsanız, bu sinirlerinizin ciddi
>
> >biçimde bozulduğunun en açık göstergesidir. (Bertrand Russell)
>
> >
>
> >-İşini her şeyden önemli sayarak günde sekiz saat çalışan, sonunda
>
> >çalıştığı
>
> >yerin başına geçer ve günde aynı hızla yirmi dört saat çalışmaya mahkum
>
> >olur
>
> >(Robert Frost)
>
> >
>
> >-Mutluluğun formülü, gerektiğinde önemsiz şeylerle meşgul olabilmektedir.
>
> >(Edward Newton)
>
> >
>
> >-Bitap bırakan günlük yaşam, ancak bir aptalın karşılaşabileceği bir
hayat
>
> >krizidir. (Anton Çehov)
>
> >
>
> >-Eğer boş zamanınız yoksa, ruhunuzu kaybediyorsunuz demektir. (L. P.
Smith)
>
> >
>
> >-Kalitenizin ölçüsü, boş zamanlarınızda ne yaptığınızdır. Medeniyetlerin
>
> >kalitesi de insanlara sağladığı boş zaman ve bunun kalitesi ile ölçülür.
>
> >(Irwin Edman)
>
> >
>
> >-Babam bana çalışmayı, fakat işin esiri olmamayı öğretti. Şimdi okumanın,
>
> >hikaye anlatmanın, şakalaşmanın, konuşmanın ve gülmenin iş kadar; hatta
>
> >ondan da önemli olduğunu biliyorum. (Abraham Lincoln)
>
> >
>
> >-Boş zamanı iyi değerlendirmek, çok ciddi bir sorumluluktur. (William
>
> >Russell)
>
> >
>
> >VE BENİM FAVORİM:
>
> >
>
> >"Yeterli zamanım yok deme. Büyük insanların da günleri 24 saattir..."
>
> >
>
> >CAN DÜNDAR
Konu: merhaba
Paylasimin icin tesekkürler...Kimse böyle acilar yasamasin .
Ayrica Can Dündarin aktardigin bu yazisini daha önce baska biryerde de okumustum..o kadar dogru sözcüklerle anlatmis bu günkü durumu..ama isin dogrusu istemek.... vakit ayirmak istenilen seye herzaman ayrilicak zaman bulunur..degilmi...
Yine beklerim sevgiyle kal...
Bağlantı »